Hristiyanlık ve Hristiyanlığın Tarihçesi

Genel Bilgi

Günümüzde dünyanın her tarafında mensupları bulunan ve dünya nüfusunun 1/4 ‘ünün dini olan Hristiyanlık, Filistin bölgesinde doğmuştur. Bu evrensel dinin iki milyar civarında mensubu vardır.

Hristiyan, Mesih’e bağlı demektir. Bu kelime, Yunanca “Hristos”tan gelir. İbranicesi Maşiah’dır, “yağlanmış” anlamını ifade eder. Krallar vazifeye başlamadan önce kutsal yağla yağlanırlardı. Bu sebeple Yahudiler, gelecek kurtarıcılarını böyle adlandırmışlardı. Hz. İsa da bir Yahudi’ydi ve Mesih olduğunu açıklamıştı.

Yahudiler, ona inanmadılar. Çünkü onlar, Mesih’in Davud soyundan geleceğine, kral olacağına, sadece Yahudileri kurtaracağına ve dünyaya hakim kılacağına inanıyorlardı. Yahudi din adamları ve dini yapı üzerinden önemli konumlar elde etmiş gruplar için de İsa’nın söyledikleri tehdit oluşturuyordu. Daha çok halktan olmak üzere az sayıda kişi ona inandı. Bunun sonucu, resmi Yahudi çevreleri ve Romalıların dikkati, Hz. İsa (A.S.) ve etrafındakilerin üzerine çevrildi. Çarmıh olayı meydana geldi. Daha sonra Hristiyanlar, bu çarmıh olayı üzerinde inançlar geliştirirken, Yahudiler; Mesih muzaffer olacak, çarmıhta ölemez diyerek Hz. İsa’nın Mesih olmadığına hükmettiler ve onu peygamber olarak kabul etmediler. Böylece Yahudiler, Hz. İsa’yı asi, suçlu, sıradan bir insan olarak görürken, Hıristiyanlar da onu Tanrılaştırdılar.

İncil’e Göre Hristiyanlık

Hristiyan Kutsal Kitabında “Hristiyan”, “Hristiyanlık” gibi terimler yer almaz. Bu terimler, ilk defa Hz. İsa’dan 20-30 sene sonra Antakya’da kullanılmıştır. İnciller daha çok Hz. İsa’ya ağırlık vermektedir, onun bir çeşit hayat hikâyesi halindedir.

Hristiyanlık, aslında monoteist bir dindir. İncillerde ve diğer yazılarda bu hükme ulaştıracak ifadeler vardır. Tanrı’nın birliğinden söz edilmektedir (Yuhanna 5:44). Fakat aynı metinlerde bir kısım ifadeler, mecazi deyimler, daha sonraları bir üçleme anlayışına yol açmıştır. Bu konuda İncil yazarları ile Hz. İsa arasındaki zaman fasılasının rolü unutulmamalıdır. İncil yazarları, kendilerine kadar
gelen rivayetleri toplamışlar ve değerlendirmişlerdir. Kilisece sahih (kanonik) tutulan bu İncil metinlerinde, İsa “Tanrı’nın Oğlu”, Tanrı da “Baba” olarak nitelendirilmektedir. Yine bu metinlerde İsa için “bir peygamber” denilir. Ancak “Peygamberden ziyadesi” deyimi de vardır. İncillerde İsa’nın Tanrı’ya dua ettiği de yer alır, bazı kimselerin ona secde ettiği, onun günahları bağışladığı da yer alır.

İncillerde Tanrı ile ilgili açıklamalar İsa’ya nazaran pek azdır. Bununla beraber Tanrı’nın “Göğün, yerin Rabbi” olduğu, birliği de belirtilir.

Hristiyan Kutsal Kitabında üçleme açıkça hiçbir yerde zikredilmemektedir. Ancak “Ben ve Baba biriz”, “Babanızın ruhu”. “Tanrı’nın ruhu” gibi deyimler, zamanla Tanrı’nın yanında İsa ve Kutsal Ruh’un da tanrı sayılmasına kadar varan yorumlara yol açmıştır. Bu yorumları ilk başlatan, havarilere sonradan katılan Pavlus olmuştur. İsa’nın asrının en büyük ilahiyatçısı diye nitelendirilen Pavlus, bugünkü Hristiyanlığın kurucusu olarak görülmektedir.

Modern bilginlere göre günümüzün Hristiyanlığı, Hz. İsa’nın getirdiği nizamdan çok, Pavlus’un yorumlarıdır. Hatta denilebilir ki sonraki yüzyıllar, dini inançlarını İncillerden çok, onun yazılarına dayandırdılar. Pavlus’un telkinleri, Tanrı’yı değil, İsa Mesih’i ağırlık merkezi olarak almıştır. Ona göre İsa, sadece bir insan değil, Tanrı’nın kudretiyle diriltilen bir kimseydi. O, sadece İsa’nın haça gerilmesi ve tekrar dirilmesiyle ilgilenmiştir.

Pavlus, “asli suç” görüşünü bu noktadan başlatmıştır. Ona göre her doğan, Adem’in yediği yasak meyvenin suçuyla dünyaya gelir. Bu suç onların yaptıkları kötü şeylerden değil, kirli ve günahkâr tabiatlarından gelir. Ancak İsa, insanların tabiatındaki bu kötülüğe çare buldu. İsa’nın ölümü, bütün insanlığın günahı için kefaret olmak üzere, kendini kurban etmeydi. İsa’nin yeniden dirilişi de, bu kefaretin, ölüm ve günah üzerindeki zaferin deliliydi. Adem ve İsa, insanlığın iki temsilcisiydi.

Biri insanlığa günahı getirmiş, öteki bu günahı giderecek yolu bahsetmişti. Bu yol, vaftiz idi. Kişi, vaftizde İsa’nın ölüm ve yeniden dirilişiyle kendini bütünleştirerek kurtulabilecekti. Daha sonra ortaya çıkan İsa’nın tabiatı, üçleme, kutsal ruh, asli suç vb. konulardaki tartışmalar, bölünmeler, mezhepler, büyük ölçüde Pavlus’un görüşlerinden ve Hristiyan Kutsal Kitabındaki bir kısım ifadelerden kaynaklanmıştı.

Aslında İncillerdeki “Babamdan işittiğim”, “Bana verdiğin sözler”, “İnciller” gibi bir kısım ifadeler değerlendirilirse, bugün Hristiyanların ellerinde bulunanlardan önce İncillerin olduğu anlaşılır. Bununla beraber, en önemli İncil yazarı Luka, Pavlus’un öğrencisidir. Pavlus’un getirdikleri çıkarılırsa, Hz. İsa bir peygamberdir; Tanrı birdir; sünnet vardır, domuz eti yenilmez. Dolayısıyla aslı korunamamış, tahrife uğramış olsa da, İncil Hristiyanlığında tevhit izleri bulmak mümkündür (Üçleme vb. inançlar sonradan ortaya çıkmıştır). Bu tarz Hristiyanlık, Barnaba İncili ve Ebionitlerin kutsal metinlerinde daha açık bir şekilde göze çarpmaktadır.

Hristiyanlığın Tarihçesi

Hz. İsa’nın (A.S.) doğduğu yıllarda Filistin, Roma İmparatorluğunun hakimiyeti altındaydı. Yahudiler, çeşitli mezheplere bölünmüş, dini konular çıkar meselesi olmuştu. Kudüs’teki Kutsal Mabet ticaret yeri haline getirilmiş, şekilcilik samimiyeti boğmuştu. Tektanrı inanışına sahip Yahudiler, putperest Romalılardan kurtulma yollarını arıyorlardı. Bunun için bir kurtarıcı, Mesih bekliyorlardı. Hz. İsa, bu sırada ortaya çıktı. O, insanları doğru yola çağırdı. Fakat havariler dışında ona çok az kimse inandı. Şikâyet üzerine çarmıh hadisesi oldu. Hz. İsa’dan sonra inananlarda bir artış başladı. Hz. İsa’nın telkinlerine karşı bir ilgi uyanınca, Roma’nın baskı ve zulmü de arttı. Hz. İsa’dan bir müddet sonra ona inananlar bir araya geldi. Kendilerini Hristiyan olarak adlandırıyorlardı. Hıristiyanlık, ona inananlar vasıtasıyla değişik bölgelere ulaştırılmaya başlandı. Ancak Pavlus’un Hristiyan oluşu cemaata yeni bir hamle kazandırmakla beraber, fikri ayrılıkların doğmasına ve onların ikiye ayrılmasına sebep oldu.

M.S. 49 yıllarında havariler ve Hz. İsa’nın (A.S.) yakınları toplanıp meseleleri müzakere ettiler. Bu toplantı, Havariler Konsili diye
bilinir. İhtilafın çıkış noktası, yeni Hristiyan olanların Yahudi adetlerine uyup uymayacaklarından başlayan bir kısım konulardı. Bu ilk konsilde Pavlus’un temsilcisi olduğu görüşe taviz verildi. Böylece Pavlus, hem sonraki Hristiyanlıktaki yerini almış, hem de Hz. İsa’nın Tanrılaştırılmasına kadar varan onun tabiatıyla ilgili konuları başlatmış oluyordu. Pavlus’a karşı çıkanların başında “havarilerin reisi” Petrus ve Ebionitler’in reisi Yakobus bulunuyordu.

Roma İmparatoru Nero, 64’deki Roma yangınından ma’nen Hristiyanları sorumlu tutuyordu. Bundan dolayı Hristiyanlara karşı şiddetli bir baskı ve zulüm devresi başlattı. Pavlus ve Petrus, Roma’da öldürüldü. Roma Tanrılarına saygı göstermeyen Hristiyanlar hapsedildi, işkenceye tabi tutuldu ve öldürüldü. Bununla beraber Hristiyanlık yayılmaya devam etti. II. Yüzyılın sonlarına doğru Ön Asya’dan Güney Galler’e kadar olan alanda varlığını hissettirdi. Bu gelişmenin tabii sonucu olarak Roma İmparatorluğu da etkilendi.
313’de İmparator Konstantin’in Hristiyan olmasıyla birlikte Hıristiyanlara karşı bir müsamaha başladı. Böylece Hıristiyanlar, serbest olarak inançlarını yaymaya ve yaşamaya başladılar.

Hıristiyanlar arasındaki ilk ihtilaflara giderek yenileri eklendi. Konstantin, bu ihtilafları gidermek için 325’de İznik’de bir
konsil topladı. Hristiyan inançları, bu konsilde tartışıldı. İmparator Konstantin’in desteğiyle, Hz. İsa’nın Tanrılığını reddedip onun yaratık olduğunu savunan Aryüsçülere karşı, İsa’nın Tanrılığını savunan Pavlus geleneğine tabi olanlar hakimiyet sağladılar. Önce Ebionitlerin yaşattıkları tevhit, Hz. İsa’nın sadece peygamber olması, sünnet, bir çeşit abdest-gusül gibi inanç ve gelenekler IV. Yüzyıldan sonra artık görünmez oldu.

İmparator Büyük Theodosius, 380’de Hristiyanlığı tek resmi inanç haline getirdi. Roma Piskoposu, diğerleri karşısında güç kazandı ve Papa (Baba) unvanını aldı. 476’da Roma’nın siyasi yönden çöküşü sonucu Papa, sadece Kilise’nin değil, bütün batı dünyasının reisi oldu. Roma’ya karşı Doğu Kiliselerini Bizans Patrikliği temsil etmeye başladı. Ayrıca İskenderiye ve Antakya’da da patriklikler vardı. Doğuda Ermeni, Süryani, Habeş ve Kıbti Kiliseleri milli ve müstakil bir durumdaydı.

Batıda Hristiyanlık, siyasi münasebetler, misyoner faaliyetleri ve bazen de zorla yayıldı. Bu yayılma devresi, XI. Yüzyılda İskandinav ülkelerinin Hristiyanlaştırılmasıyla tamamlandı. Bu gelişmeler beraberinde iç mücadeleler de getirmişti. Bu dini ve siyasi mücadeleler, 1054’de kesin bölünmeye yol açtı. Roma Kilisesi’ne “Katolik”, Bizans Kilisesi’ne de “Ortodoks” denildi.