Endülüs Emevi Devleti

İber yarımadasında Emevi soyundan olanların kurmuş oldukları devlet (756-1031).

Endülüs Emevileri
Endülüs Emevileri

Endülüs Emevi Devletinin Kuruluşu

I. Abdurrahman, Endülüs Emevilerinin kurucusudur. (756-788). Tüm Emevi hanedanlığını kılıçtan geçiren Abbasilerin elinden kurtulan Abdurrahman, bir süre Kuzey Afrika’da Berberiler arasında kaldıktan sonra İspanya’ya geçti. Uzun süren uğraşlardan sonra başkenti Kurtuba (Cordoba) olan Endülüs Emevi Devletini kurdu. Abbasilerin, üzerine gönderdiği kuvvetleri mağlup etti. İç karışıklıkları ortadan kaldırmaya ve ülkenin kalkınmasına çalıştı. Ordusuyla İspanya’ya giren Frank kralı Charlemagne’yi başarısızlığa uğrattı. Başarılı bir süreç yürüten Abdurrahman, bölgenin güvenini kazandıktan sonra adına hutbe okuttu ve para bastırdı. Ancak halife unvanını almadı.

I. Abdurrahman’dan sonra yerine I. Hişam, ondan sonra da I. Hakem hükümdar oldu. Bu dönemlerde Endülüs Emevileri çok fazla gelişim kaydedemediler. I. Hakem’den sonra tahta çıkan II. Abdurrahman, Doğu Roma imparatorluğu ile dostluk kurdu. İçteki ayaklanmaları bastırdı. İspanya’daki Hristiyanlara ve Normanlara karşı başarılı savaşlar yaptı. Uygarlığın ilerlemesine önem verdi. Ancak ölümünden sonra Endülüs Emevi devleti tekrar zayıfladı. Kuzeyde kurulan Leon krallığı, iç ayaklanmalar ve Normanların saldırıları, devleti çok zor duruma soktu.

Endülüs Emevi Devletinin Altın Çağı

III. Abdurrahman, Endülüs Emevi devletinin en güçlü hükümdarıdır (912-961). İç ayaklanmaları bastırdıktan sonra, Leon krallığının saldırısını durdurdu. Kuzey Afrika’da Fatımilerin saldırısına uğrayan İdrisilere yardım etti. Kurtuba’ya yakın bir yerde Medinet-üz Zehra adıyla yeni bir şehir kurdu. Burada bahçeler, evler, çok büyük saraylar yapıldı. Eğitime önem verdi. Ülkenin imarına çalıştı. Tarımı geliştirdi, kanallar açtırdı, ticareti canlandırdı.

III. Abdurrahman 929’da halife unvanını aldı ve onun zamanında Endülüs Müslümanları için parlak bir uygarlık dönemi oldu. Ölümünden sonra yerine oğlu II. Hakem (961-976) geçti. Önemli bir hükümdar olan II. Hakem, halk tarafından da çok seviliyordu. Babası III. Abdurrahman gibi uygarlığın ilerlemesine, bilimin gelişmesine önem verdi. Zamanında medreseler, ünlü bilginler yetiştirecek duruma geldi. Avrupa ülkelerinden gelen birçok genç bu medreselerde okudu. II. Hakem, İspanya’daki Hristiyan krallıklarını, kendisi ile anlaşmak zorunda bıraktı. Fas ve Cezayire kuvvet göndererek bu ülkeleri yönetimi altına aldı. Tarım ve ticareti geliştirdi. İhtiyaçtan çok olan ürünler, çeşitli pazarlara gönderildi. İstanbul’da dahi Endülüs ürünleri bol bol satılıyordu.

Endülüs Emevi Devletinin Yıkılması

II. Hakem’den sonra iç karışıklıklar ve taht kavgaları devletin gücünü zayıflattı. Devletin içinde bulunduğu durum bölgedeki diğer devletlere de cesaret verdi. Bu dönemde Leon ve Navar krallıklarından başka Kastilya krallığı da kuruldu. Bu krallıklar, Müslümanları İspanya’dan çıkarma veya yok etme üzerine ittifak kurdular.

Avrupa şartlarına göre çok üstün bir medeniyet kuran Endülüs Emevi Devletindeki karışıklar; medreselerin yıkılmasına, kütüphaneler yakılmasına, bir süre sonra da Endülüs Emevi devletinin parçalanmasına yol açtı. Bu durum neticesinde III. Hişam, halifelikten ayrıldı. Böylece, Endülüs Emevi Devleti sona erdi (1031).

Endülüs’te Beylikler Dönemi

Emevilerden sonra, Endülüs’te beylikler dönemi başladı (1031-1492). Dört yüz yıldan çok süren beylikler zamanında, bir yandan Hristiyanlarla sürekli savaşlar yapılırken, bir yandan da uygarlığın gelişmesi amaçlandı. Bu beyliklerin en önemlisi başkenti Sevilla olan Beni Abbad’tı. Bu devlet, öteki İslam beyliklerini yönetimi altına alarak Hristiyanlarla savaştı. Fakat, Hristiyanların güneye doğru ilerlemeleri önlenemedi. İspanya Müslümanları, Fas ve Cezayir’de bir devlet kurmuş olan Murabıtlardan yardım istediler. Bu devletin hükümdarı Yusuf bin Tafşin, güçlü bir ordu ile Endülüs’e geçti. Hristiyanları Zallaka Meydan Savaşında ağır bir yenilgiye uğrattı (1068).

Bu başarı bölgede yaşayan Müslümanların zayıflamasını durdurmadı. Hristiyanlar yeniden saldırıya geçti. Bunun üzerine Yusuf bin Tafşin, Endülüs’e gelerek beyliklerin çoğunu kaldırarak kendine bağladı. Murabıtlar devleti yıkıldıktan sonra Müslümanlar toparlanamadılar ve tekrar baskı görmeye başladılar. Karışıklık içinde olan bölgede tekrar beylikler ortaya çıktı. Bunların en önemlisi, başkenti Granada olan Beni Ahmer Devletiydi. Bu devlet zamanında bölgedeki Müslümanlar tekrar parlak bir uygarlık yarattılar. Ancak Müslümanların bölgeden atılması için tüm güçlerini birleştiren Hristiyan krallıklara karşı daha fazla direnemediler. Granada şehrini kaybeden (1492) Beni Ahmer Devleti yıkıldı. Hristiyan krallıklar, İspanya’daki bütün Müslümanları kılıçtan geçirdiler; camileri yıktılar, kütüphaneleri yaktılar. Sekiz yüz yıllık İslam uygarlığını bu ülkeden silmek istediler. Fakat, İslam kültürünün izlerine, bugün de İspanya’da rastlanmaktadır.

Endülüs’te İslam Uygarlığı

Müslümanlar, Endülüs’te parlak bir uygarlık yarattılar. Halifeler ve devlet adamları, bilimin ilerlemesine ve yayılmasına önem verdiler. Büyük şehirlerde medreseler ve kütüphaneler açıldı. İslam ülkelerinde yazılan değerli kitaplar, kütüphaneler için satın alındı. Medreselerde ünlü bilginler yetişti. Bunlar arasında bulunan İbni Rüşd dünyaca tanınmış bir bilim adamı ve filozoftur. Endülüs kadınları da bilim çalışmalarına katılmıştır. Edebiyat, dil ve matematikte ün yapan kadınlar vardır. Ayrıca, küçük çocuklar için de okullar açılmıştır.

Endülüs medreselerinde, fen ve felsefe öğrenimi yapmak için Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden gelen Hristiyan gençler de eğitim görüyordu. İslam bilginleri, eski Yunan ve Hint eserlerini Arapçaya çevirmişlerdi. Bunlardan yararlanıyorlar ve yeni eserler meydana getiriyorlardı. Avrupalılar, Eflatun (Platon) ve Aristo (Aristoteles) gibi eski Yunan bilgin ve filozoflarının eserlerini bu medreselerde tanıdılar, sonra asıllarından incelemeye başladılar. İslam uygarlığından yararlanan Avrupalılar, edebiyat, felsefe ve bilimde ileri gittiler.

Endülüs Emevi devletinin yükselme döneminde tarım ve ticarette büyük gelişme görüldü; ülke zenginleşti. Güzel sanatlarda da önemli bir ilerleme oldu. Saraylar, camiler, medreseler, köprüler, kaleler yapıldı. Özellikle süsleme sanatında başarı sağlandı. Bu eserlerin çoğunu, Hristiyanlar yok etmiştir. Bir bölümü de başka şekle sokulmuştur. Kalanlar, İslam sanatının ne kadar ilerlemiş olduğunu gösterir. Kurtuba’daki Büyük cami, Sevilla’daki Alkazar sarayı, Granada’daki Elhamra sarayı, Endülüs Müslümanlarından günümüze kadar kalan eserlerin önemlileridir.