Dini ve Akli Hükümler

Dini Hükümler

Dini hükümler (Ahkâm-ı Şer’iye) Kur’an ve hadislerden çıkarılan hükümlere denir. Dini hükümlerin, aklın kabul ettiği gerçeklere aykırı düşmemesi gereklidir. Dini hükümlerin amele bağlı olanları olabildiği gibi amele bağlı olmayanları da mevcuttur. Amel veya pratik ile ilgili olmayan hükümlere asli veya itikadi hükümler, amel ile ilgili olanlara ameli hükümler, vicdan ile ilgili olanlara da ahlaki hükümler diyoruz.

İtikadi Hükümler

İslam dininin, amel (pratik) ile ilgisi olmayan inanç esaslarının bütününe itikadi hükümler diyoruz. Bu hükümlerin bazısı için akli ispat ve izahlar yapmak mümkündür. Bazısı için ise akli deliller aranmayarak sadece nakli delillere baş vurulur. İtikadi hükümlerde kat’i delil ve kesin bilgiler aranır. Naklin itikadi hükümler konusunda delil olabilmesi için, Kur’an ve mütevâtir hadis gibi kati delillere
dayanması gereklidir. İtikadi hükümler zaman, mekân ve hitap ettiği kimselere göre değişiklikler arz etmez, her zaman ayni kalırlar. Kesin delillerle ortaya konmuş hükümlerin, zaman ve mekana göre değişmeleri söz konusu olamaz. Bütün itikadi hükümlerin, aslı ve özü, Allah’ın varlığı ve birliği noktasında düğümlenir. İnanç konusunda işin başı Allah’ın varlığı ve birliğine dayanır. Bu husus ortaya konmadan veya kabul edilmeden başka mevzular söz konusu edilemez.

Ameli Hükümler

Amel, lügatta iş, uygulama, meydana çıkarma manalarına gelir. Ameli hükümler mükelleflerin yerine getirecekleri pratik işler ve vazifeler demektir. Bunlara ibadetler de denir. İnsanların Allah’ın emirlerine uygun olarak yaptıkları bütün işler ibadet adı altında toplanır. İnsanın Allah’a, kendisine ve diğer insanlara karşı olan vazifeleri vardır. Bunlar ibadetin kısımlarını teşkil eder. İnsanlarla olan münasebetler de muamelât ve ahlâk diye ikiye ayrılır.

İbadetler, mükellef olanların yapmakla yükümlü oldukları vazifelerdir. İbadetler insanın fikrini, ruhunu ve iradesini terbiye eder. Çünkü ibadetlerde asıl olan ihlastır. Yani ibadette maddi manevi hiçbir dünya nimeti veya menfaati gözetilmez sadece Allah’ın rızası ve hoşnutluğu hedef alınır. İbadetler itikadi hükümler gibi artıp eksilmez, zaman ve mekâna göre değişmez. Muamelât ise, insanlar arasındaki hukuki münasebetleri düzenler.

Muamelatta asıl olan adalettir. Muamelata ilişkin meselelerin esasları Kur’an ve Sünnette mevcuttur. Bu meselelerde içtihatlar yapmak sureti ile yeni durumlar karşısında yeni çözümlere ulaşmak gerekli ve şarttır. Ameli hükümlerde insan Allah’a ve başkalarına karşı sorumludur.

Ahlaki Hükümler

İnsanların birbirleri ile hatta diğer canlı varlıklarla olan münasebetlerini düzenleyen, muaşeret adabı kaidelerini gösteren ve nefsin terbiyesini esas alan hükümlere ahlaki hükümler diyoruz. İslam ahlakının ihtiva ettiği hükümler, Kur’ân-ı Kerim ve Hz. Peygamberin hadislerinde tafsilatı ile belirtilmiştir.

Ahlakta Allah’ın emrine saygı ve yaratıklara merhamet önemli bir yer tutar. Yüce Allah’ın emirlerini yerine getirmek, yasakladığı şeylerden kaçınmak, O’na karşı duyulan saygının bir ifadesidir. Ayrıca bütün insanlara ve canlı varlıklara karşı şefkatli ve merhametli davranmak, ahlaklı insanın en belirgin özelliklerindendir.

Böylece ahlaki hükümlerin titizlikle yerine getirilmesi sureti ile fertler olgunlaşır ve kemâle erer. Neticede, fertlerden meydana gelen toplum da uyumlu ve huzurlu olur. Böyle bir toplum içinde yaşayan bireyler de mutlu olurlar ve müreffeh bir hayat sürdürürler.

Ameli hükümlerde insan Allah’a ve vicdanına karşı sorumludur. Dini hükümlerin itikadi sahaya ait olanları ile kelâm ilmi, ameli sahaya ait olanlarla fıkıh ilmi, ahlaki olanlarla da ahlak ve tasavvuf ilimleri meşgul olur.

Akli Hükümler

Herhangi bir şey hakkında akıl aşağıdaki üç durumdan birisi ile hüküm verebilir:

a- Aklen Vacib: Vacib, var olup yokluğu düşünülemeyen zorunlu varlık demektir. Herhangi bir hüküm zaruri ve gerekli olup, aksi düşünülemezse buna aklen vacib denir. Mesela 2×2=4 hükmü sabit olup değişmez. Bunun aksini de kimse ispat edemez. Kâinatın bir yaratıcısının olması da böyledir. Allah’ın var olması aklen vacib yani zorunludur. O var olup yokluğu asla düşünülemez.

b-Aklen Mümteni: Herhangi bir hükmün olmaması zaruri ise, ona aklen mümteni veya muhal denir. Aklen mümteni’de bir şeyin öyle olmasını akıl hiçbir zaman kabul edemez. Meselâ “4 sayısı 10 sayısının yarısıdır” dendiği zaman akıl bunu kabul edemez. Allah’ın bir ortağının yani ikinci bir tanrının olması da aklen mümteni’dir. Akıl böyle bir durumun varlığını düşünemez.

c- Aklen Mümkün: Herhangi bir şeyin olması da olmaması da imkân dahilinde ise buna aklen mümkün denir. Havanın bir anda bulutlanıp yağmur yağması gibi. Bu durumun olmasında veya olmamasında herhangi bir zaruret yoktur. Yağmur yağabileceği gibi yağmayabilir de. Her iki durum da imkân dahilindedir.


İslam dini akla büyük önem vermiştir. Kur’an-ı Kerimin birçok yerinde geçen “akletmez misiniz”, “düşünmez misiniz”, “ibret almaz mısınız” mealindeki ayetler, sık sık insan aklına hitap etmek suretiyle ona verilen değeri ortaya koymaktadır. İslam dininin akla verdiği bu önem, onun bilgi kaynaklarından birisi olmasını sağlamıştır. Akli hükümler de bir ölçü olarak insanlar arasındaki münasebetleri düzenlemektedir.

Kur’an-ı Kerim aklı, insanın mükellef olması için temel dayanak yapmıştır. Aklı olmayanı mükellef saymamıştır. Kur’an-ı Kerimin üzerinde en çok durduğu husus aklı kullanmaktır. Aklın varlığı teklif için esas ise de önemli olan husus onun kullanılması yani çalıştırılmasıdır. Onun için Kur’an-ı Kerimde “akletmez misiniz?” ifadesi kullanılmıştır.

Şimdi konu ile ilgili bazı kavramların açıklamalarını görelim:

Vacib

Zatı varlığını gerektiren, başka bir ifade ile varlığı zatının gereği olan, var olmak için başkasına muhtaç olmayan şeye vacib diyoruz. Vacib ayni zamanda varlığı zatının ayni olan, yani varlığı ile zatı arasında başkalık bulunmayan şeydir. Yokluğu imkansız olan, yokluğu kabul etmeyendir. Yokluğu kabul etmeyişi kendinden dolayı ise buna Vacib li-Zatihi denir. Allah’ın zâtı buna misal teşkil eder.

Şayet vacibin yokluğu kabul etmeyişi kendinden değil de başka bir şeyden ötürü ise buna Vacib li-Gayrihi denir. Allah’ın sıfatları gibi. Vacib li-Zâtihi’nin özellikleri şunlardır:

  • Varlığının başlangıcı yoktur. Zira başlangıcı olmayanın sonu da yoktur.
  • Birleşik değildir. Cevher ve arazlardan meydana gelmemiştir. Zira birleşik varlık, kendisini meydana getiren parçalara ve bunların birleşmelerine muhtaçtır. Vacib lizatihi için böyle bir şey düşünülemez zira hiçbir şeye muhtaç değildir.

Mümkün, Caiz

Varlığı ve yokluğu eşit olan şeydir. Mümkünün varlığı ve yokluğu zatının gereği değildir. Mümkünün özellikleri şunlardır:

  • Varlığı ve yokluğu eşit olduğundan, var olmak için mutlaka bir sebebe muhtaç olur. Bu sebep onun varlığını yokluğuna tercih eder, o da bu şekilde var olur.
  • Mümkün, sebebinden önce var olmaz. Sebebinden sonra bulunur. Onun için mümkün, hadis (sonradan olma) tir. Mümkün kendisinden önce var olan sebebin tesiri ile varlık sahasına geçecek, yani var olacaktır.

Mümteni, Muhal, Müstahil

Bu kelimeler aynı manaya gelmektedir. Bu mana da, yokluğu zatının gereği olan olup varlığı kabil değildir. “Allah yoktur”. “4 sayısı tektir” gibi. Bunların olması mümkün değildir. Mümteni’nin özelliği hiçbir şekilde var olmamaktır. Bu onun mahiyetinin gereğidir. Mümteni’yi aklen var olan bir nesne gibi tasavvur etmek dahi mümkün değildir.