Babil Kulesi Hakkında Bilinmeyenler

Antik Çağın Metropolü: Babil

Babil kelimesi, Akad’ça “Bāb-ilû” olarak kullanılır ve “Tanrı’nın Kapısı” anlamına gelir. Antik Çağ’ın en gizemli şehri olan Babil, Mezopotamya’da Fırat ırmağının doğu kıyısında, bugünkü Bağdat’ın 80 km kadar güneyinde, kadim bir uygarlık olan Sümerler tarafından kurulmuştu.

Babil, Kral Nabukadnezar zamanında her bakımdan gelişmiş ve altın çağını yakalamıştı (M.Ö. VI. yüzyıl). O zamandan kalan yazılı belgelere göre, onun kadar büyük ve zengin başka bir şehir bulunmuyordu. Biri içte, öteki dışta olmak üzere iki sur bulunuyordu. Surların dış kısmında, su ile dolu geniş bir hendek bulunuyordu. Surların üstünde belirli mesafelerle kuleler vardı. Surlar inşa edilirken harç yerine zift kullanılmıştı. Surun kapıları ise tunçtan yapılmıştı. Çok sayıda tapınak ve sunak, 25 büyük cadde ve 3 kanal vardı.

Babil Kulesi

M.Ö. 4000-2000 yılları arasında büyük bir uygarlık kuran Sümerler, çok tanrılı bir inanca sahipti. Sümerlerin tapınakları ise Akat dilinde yükselmiş yere kurmak” anlamında kullanılan “zigguratlar”dı. Zigguratlar arasında en ünlüsü ve büyüğü olan Babil Kulesi ise Dünyanın 7 Harikası’ndan biri olarak kabul edilen Babil’in Asma Bahçeleri içinde, Babil kentinin baş tanrısı Marduk adına inşa edilmişti.

Sümerler, yeryüzü ile gökyüzünü birbirine bağlayan kutsal bir ağacın varlığına inanırlardı. Bu amaçla zigguratları mümkün olduğunca yüksek veya yüksek olan yere inşa ederlerdi. Sümerler, yeri göğe bağlayan bu ağacı temsil eden ve Tanrı Dağı dedikleri Babil Kulesi’ni, 5.000 yıl kadar önce inşa etmişlerdi. 7 katlı bina 90 metre genişliğe ve 90 metre yüksekliğe sahipti. Katlar, teraslar halindeydi ve aşağıdan yukarıya doğru küçülüyordu.

Birinci katı 33, ikinci katı 18, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı katları 6, en üst katı ise 15 metre yüksekliğindeydi. 85 milyon tuğladan ve pişmiş tuğla harcından yapılan kulenin çevresinde rahip sarayları, ambarlar, konuk odaları, Tanrı Marduk adına yapılmış bir diğer tapınak olan Esagila’ya giden aslanlı geçit ve dini tören yolu vardı. Esagila 20 metre yüksekliğinde, 450 metre eninde ve 550 metre boyundaydı.

Babil Kulesi’nin her katı Tanrıya giden yolda bir aşamayı sembolize eder. 1.kat taşı, 2.kat ateşi, 3.kat bitkileri, 4.kat hayvanları, 5.kat insanları, 6.kat gökyüzünü ve 7.kat da melekleri sembolize eder ve bir insan ancak bütün bunları öğrenip anladıktan sonra yani yedi basamağı sırayla çıktıktan sonra tanrıya ulaşabilir. Sembolik açıdan değerlendirildiğinde kule, aslında amacına ulaşmış ve tanrıya giden yolu açmıştır. Fakat bu yolda seyir için ‘anlamak’ önemlidir.

Dini Kaynaklarda Babil Kulesi

Hristiyan ve Yahudi kaynaklarında Babil kulesinden açıkça bahsedilir. Tevrat’ın Yaratılış bölümünün 11. kısmında;

  1. Başlangıçta dünyadaki bütün insanlar aynı dili konuşur, aynı sözleri kullanırlardı.
  2. Doğuya göçerlerken Şinar bölgesinde bir ova bulup oraya yerleştiler.
  3. Birbirlerine, “Gelin, tuğla yapıp iyice pişirelim” dediler. Taş yerine tuğla, harç yerine zift kullandılar.
  4. Sonra, “Kendimize bir kent kuralım” dediler, “Göklere erişecek bir kule dikip ün salalım. Böylece yeryüzüne dağılmayız.”
  5. RAB insanların yaptığı kentle kuleyi görmek için aşağıya indi.
  6. “Tek bir halk olup aynı dili konuşarak bunu yapmaya başladıklarına göre, düşündüklerini gerçekleştirecek, hiçbir engel tanımayacaklar” dedi,
  7. “Gelin, aşağı inip dillerini karıştıralım ki, birbirlerini anlamasınlar.”
  8. Böylece RAB onları yeryüzüne dağıtarak kentin yapımını durdurdu.
  9. Bu nedenle kente Babil adı verildi. Çünkü RAB bütün insanların dilini orada karıştırmış ve onları yeryüzünün dört bucağına dağıtmıştı.

İslami kaynaklarda ise isim belirtilmeden Babil Kulesi’ne benzer bir kuleden bahsedilir. Hikaye Tevrat’taki olaya benzer olmasına rağmen Babil’de değil Hz. Musa’nın yaşadığı dönemde, Mısır’da geçer. Firavun, Haman’a kendisine kilden bir kule inşa etmesini, çıkıp Musa’nın Tanrısına bakacağını söyler. Kur’an’da bu olay iki ayette şu şekilde ifade edilir:

“Ey seçkinler! Sizin için benden başka Tanrı tanımıyorum. Ey Hâmân! Haydi benim için tuğla fırınını yak, bana bir kule yap. Belki oradan Musa’nın tanrısını görürüm; ama kesinlikle onun bir yalancı olduğunu düşünüyorum”

Kasas Suresi (38)

“Firavun, “Ey Hâmân!” dedi, “Bana yüksek bir kule inşa et; belki bazı yollara, göklerin yollarına ulaşırım da bu sayede Musa’nın ilâhını görebilirim! Doğrusu onun bir yalancı olduğunu düşünüyorum.”

Mümin suresi (36-37)

Yine Kur’an’da Babil şehri şu şekildedir zikredilir:

“Onlar, Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların uydurup söylediklerine uydular. Gerçek şu ki Süleyman kâfir olmadı, fakat şeytanlar kâfir oldular; çünkü insanlara sihri, Bâbil’de iki meleğe, Hârût’la Mârût’a indirileni öğretiyorlardı. Halbuki bu iki melek, ‘Biz ancak imtihan vasıtasıyız; sakın küfre sapma!’ demedikçe hiç kimseye bilgi vermezlerdi. Fakat onlar bu iki melekten, karı ile koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa Allah’ın izni olmadıkça onunla hiç kimseye zarar veremezlerdi. Yine de kendilerine fayda sağlayanı değil zarar vereni öğreniyorlardı. Andolsun onlar, bunu (sihir) satın alan kimsenin âhiretten nasibi olmadığını çok iyi biliyorlardı. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür, bir bilselerdi!”

Bakara Suresi (102)

Efsanelerde ve Apokrif Kaynaklarda Babil Kulesi

Babil’den Yakut el-Hamavi’nin yazmalarında ve Lisan el-Arab’da da bahsedilir. Öyküye göre tüm insanlar rüzgârın önüne katılarak bir yerde toplanırlar. Buraya sonradan Babil denir. Babil’de insanlara Allah tarafından değişik lisanlar tahsis edilir ve yeniden rüzgârla geldikleri yerlere dağıtılırlar.

9. yy İslam tarihçilerinden el-Tabari’nin “Peygamberler ve Krallar Tarihi” adlı eserinde daha detaylı bilgi verilir. Öyküye göre Nimrod, Babil’de bir kule inşa ettirir. Allah bu kuleyi yıkar ve o zamana kadar aynı dili konuşan insanların dilini 72’ye ayırır. 13. yy. İslam tarihçilerinden Ebu el-Fida da aynı öyküden bahseder ve İbrahim’in atası Hud’un kendi dilini (İbranice) muhafaza etmesine izin verildiğini ekler. Zira Hud kulenin inşasına katılmamıştır.

Efsanenin yaygın şekline göre, tanrı kendisine ulaşmaya çalışan insanların kendini beğenmişliğine kızar ve o zamana kadar aynı dili konuşmakta olan insanların dillerini karıştırarak birbirlerini anlamalarını engeller.