Anadolu (Türkiye) Selçuklu Devleti

Malazgirt Savaşı’ndan sonra Anadolu’ya giren Türk boylarının burada kurdukları ilk Müslüman Türk devleti (1075-1308).

Anadolu Selçuklu Devleti
Anadolu Selçuklu Devleti

Anadolu Selçuklu devletinin kurucusu Süleyman Şah‘tır. Süleyman Şah, Selçuk Bey’in oğullarından Arslan Beyin torunu ve Büyük Selçuklu İmparatorluğu zamanında Anadolu’ya taht kavgaları nedeniyle sürülmüş olan Kutalmış’ın oğludur. Kutalmış’ın Alparslan’a karşı ayaklanarak saltanat kavgasında yaşamını yitirmesinden sonra Süleyman ile Mansur Bizans sınırına kadar sürülmüştür. Türkmenlerin bir kısmı da daha önce Tuğrul Bey’e ve Alparslan’a karşı çıktıkları için Anadolu’ya sürülmüş olan Yabgu Oğuzlarıydı.

Burada kendisine güç oluşturan Süleyman Şah, önce Konya ve çevresini yönetimi altına aldı. Sonra Bizanslılarla savaşarak Batı Anadolu’yu ele geçirmeye başladı. Bu sırada Bizans imparatorluğu karışıklık içindeydi. Anadolu ve Rumeli’deki ordu komutanları, imparator olmak için sık sık ayaklanıyorlar, Türklerden yardımcı kuvvetler istemekten de çekinmiyorlardı. Bu durumdan yararlanan Selçuklu birlikleri, Marmara kıyılarına doğru ilerlediler. Süleyman Şah, İznik’i ele geçirdi. 1075 yılında bu kent merkez olarak kabul edildi ve devlet kuruldu.

Bizans sınırları yakınında bir Türk devletinin ortaya çıkışı bir yandan diğer Türkleri bu devletin çatısı altında birleşmeye sürüklemiş, diğer yandan da Anadolu’ya yeni göçlerin yapılması için elverişli bir ortam hazırlamıştır. Süleyman Şah devleti kurduktan sonra yavaş yavaş sınırlarını genişletmeye başlamış ve bir süre sonra Bizans’taki taht kavgalarına karışmıştır.

Bizansın içinde bulunduğu buhranı fırsata çeviren Süleyman Şah, devletinin sınırlarını İstanbul Boğazı’na kadar genişletti. Bizans kaynaklarında Selçuklu hükümdarının Boğaziçi kıyılarında gümrük daireleri kurdurarak gemilerden vergi aldığı bildirir. 1081 yılında Süleyman Şah ile Bizans İmparatoru Aleksios Komnenos barış antlaşması imzaladılar. Buna göre iki devlet arasında İzmit-İstanbul arasındaki Drakon Çayı sınır kabul edildi. Süleyman şah, Bizans imparatoru ile anlaştıktan sonra ordusuyla Kilikya’ya gitti. Adana, Tarsus, Misis, Anazarba ve Antakya’yı ele geçirdi. Antakya’daki büyük kiliseyi cami yaptı. Bu sırada Karatekin adlı bir bey, Sinop’u aldı. İzmir ve Ege denizi kıyılarını ise Çaka Bey ele geçirdi. Böylece Ağrı dağından boğazlara kadar uzanan Anadolu toprakları, Türklerin yurdu oldu.

Süleyman Şah’ın, Büyük Selçuklu imparatorluğuna bağlı olarak kurduğu devlete Anadolu Selçuklu devleti veya Rum Sultanlığı adı verildi. Süleyman Şah, Büyük Selçuklu hükümdarı Melikşah’ın egemenliğini tanımakla birlikte içişlerinde istediği gibi hareket edebiliyor, onun iznini almadan Bizans imparatoru ile savaş veya barış yapabiliyordu. Süleyman Şah’ın, Halep ve Fırat’a kadar ülkesini genişletmesi, Suriye Selçuklu Sultanı Tutuş’la arasının bozulmasına neden oldu. Halep önlerinde yapılan savaşta yenilgiye uğrayan Süleyman Şah bir rivayete göre savaş meydanında öldü, diğer bir rivayete göre ise kendisini öldürdü (1086).

Melikşah, Süleyman Şah’ın yerine oğlunun geçmesini uygun görmedi. Genç olan çocukları yakalanarak Horasan’a götürüldü. Bu süreçte Anadolu’ya karmaşa hakim oldu. Altı yıl süren bu karışıklık döneminde, Anadolu’nun büyük beyleri, bağımsız duruma geldiler ve birbirleriyle savaşa giriştiler. Melikşah’ın ölümünden sonra yerine geçen Berkyaruk. Süleyman Şah’ın oğlu Kılıç Arslan’ı serbest bırakarak Anadolu’ya gönderdi. Kılıç Arslan, İznik’te sevinç gösterileriyle karşılandı ve babasının kurmuş olduğu devletin başına geçti (1092).

I. Kılıç Arslan Dönemi

I. Kılıç Arslan, sultan olduğu zaman yirmi yaşındaydı. Ekonomik ve askeri açıdan önemli sorunlar bulunuyordu. Ayrıca Anadolu’nun muhtelif bölgelerinde Türkmen beylerinin değişik siyasi oluşumlarıyla karşılaştı. Sivas’ta Danişmendliler, Erzincan’da Mengücükler, Erzurum’da Saltuklar, İzmir’de Çaka Bey ve daha başkaları bağımsız devlet olma çabasını güdüyordu. Bunların yanında Bizans’ın mukabil atağı ve daha da önemlisi Haçlı Seferleriyle karşı karşıya kalacaktı.

O sahip olduğu topraklarda devletini yeniden teşkilatlandırdıktan sonra, öncelikle o sıradaki siyaseti açısından güçlenmesini hoş karşılamadığı İzmir ve havalisinde müstakil bir devlet kurmuş, Adaları işgal ettiği gibi Çanakkale boğazına da hakim olmuş bulunan kayınpederi Çaka Bey’i bir ziyafette öldürdü (1094). Zira onu Türkiye Selçuklularına ciddi bir rakip olarak değerlendiriyordu. Daha sonra doğuya yöneldi ise de Haçlıların gelmesi dolayısıyla burada fazla bir varlık gösteremedi.

I. Kılıç Arslan Doğu seferinde Haçlıların Anadolu’ya girdiğini öğrendi ve İznik’e döndü (1096). Geçtikleri yerlerde çapulculuk yapan 20.000 kişilik Haçlı öncü kuvvetlerinin başında Pierre l’Ermit bulunuyordu. Bu kuvvetler Türkler tarafından rahatlıkla imha edildi. Fakat kısa bir süre sonra kontların ve düklerin komutasında, içlerinde soylularla şövalyelerin de bulunduğu düzenli Haçlı orduları İznik’i kuşattı. Bu sırada I. Kılıç Arslan İznik’e yetiştiyse de, kuşatmayı yararak şehre giremedi. 22 yıldır Anadolu Selçuklu Devleti’nin başkenti olan İznik bir anlaşma neticesinde Bizans’a bırakıldı.

Haçlı kuvvetleri 500 bin kişiden fazlaydı. I. Kılıç Arslan, Eskişehir ovasında Haçlıların karşısına çıktı. Burada iki taraf arasında kanlı bir savaş oldu. I. Kılıç Arslan, Haçlılara ağır kayıplar verdirdi. Fakat çok kalabalık oldukları için kesin bir sonuç alamadı. Ordusunu geri çekti. Bundan sonra yıpratma savaşları yapmaya başladı. Şehir ve kasabalar boşaltıldı, ekinler yakıldı, su kuyuları kapatıldı. Bu yüzden Haçlı kuvvetleri ciddi açlık ve susuzluk sorunlarıyla karşılaştılar. Her gün binlerce ölü bırakarak ilerleyebildiler ve önlerine gelen her şeyi yıkıp yaktılar. Urfa ve Antakya şehirlerini alarak birer beylik kurdular. Haçlılar, Suriye’ye girdikleri sırada 50 bin kişi kalmışlardı. Bu Haçlı seferinden Bizans yararlanarak Batı Anadolu’yu ellerine geçirdi. Bu arada İznik’i kaybeden Anadolu Selçuklu devletinin başkenti Konya oldu.

I. Kılıç Arslan, kısa bir süre sonra arka arkaya Anadolu’ya giren üç büyük Haçlı ordusunu Danişmentlilerin yardımıyla yenilgiye uğrattı. Topraklarını genişletti ve siyasi birliği sağladı. Musul’u almak isteyen I. Kılıç Arslan, Büyük Selçuklunun hakimiyet alanına girmişti. Bu durum savaşa dönüştü. Büyük Selçuklu sultanının komutanlarından emir Çavlı ile Habur ırmağı kıyısında yaptığı savaşta yenildi. Atıyla ırmağı geçmek isterken boğularak öldü (1107).

I. Kılıç Arslan, cesur ve adil bir sultandı. Çok zor koşullar içinde hükümdarlık yaptı. Anadolu’nun bir Türk yurdu olmasında onun büyük emeği vardır. I Kılıç Arslan’ın ölümünden sonra oğulları arasında taht kavgası çıktı. Bu durumdan yararlanan Danişmentliler ve Bizanslılar birçok şehir ve kaleyi ele geçirdiler. I. Kılıç Arslan’ın oğullarından Mesut, kayınpederi olan Danişment hükümdarı Emir Gazi’nin yardımıyla Anadolu Selçuklu devletinin başına geçti (1116).

I. Mesut Dönemi

I. Mesut, Hükümdarlığının ilk dönemlerde Danişment etkisinde kaldı. Zaten bu dönemde Anadolu’da üstünlük Danişmentlilerin eline geçti. Emir Gazi’nin ölümünden sonra Danişmentlilerle arası açılan I. Mesut, 1143’te Ankara, Çankırı, Elbistan, Kastamonu ve çevresini alarak topraklarını genişletti. Böylece Anadolu’daki üstünlük Selçuklulara geçti.

Sultan I. Mesud’un Anadolu’da güçlendiği ve topraklarını genişlettiği sırada, İmadeddin Zengi tarafından 24 Aralık 1144’te Urfa Haçlı Kontluğu’nun ortadan kaldırılması Avrupa’da büyük bir endişeye sebep oldu. Doğu’daki Haçlı devletlerine yardım etmek amacıyla ve Papa III. Egenius’un 1145 sonundaki çağırısı üzerine yeni bir Haçlı seferi tertiplendi. İkinci Haçlı Seferi’nde Alman Kralı III. Konrad ile Fransa Kralı St. Louis (VII)’nin orduları Anadolu’ya girdiler. III. Konrad yönetimindeki Alman ordusu 25 Ekim 1147’de Eskişehir
yakınlarında Sultan I. Mesud tarafından perişan edildi. Fransa kralı St. Louis, Almanlar tarafından Konya’nın zaptedilmiş olacağını düşündüğü bir sırada, Eskişehir yakınlarındaki hezimeti duyunca Selçuklu hakimiyet bölgesine girmeye cesaret edemedi. Ordusuyla birlikte yolda ağır kayıplar vererek Suriye’ye doğru yöneldi. Sultan I. Mesut Kilikya Ermenilerine de ağır darbeler indirerek, onlardan çok sayıda kale ve şehir aldı. Haçlılardan da Maraş (1149), Behisni, Keysun, Ayintab, Delûk, Ra’ban (1151) şehirlerini aldı. Danişmentli emiri Yağıbasan’ı da kendisine bağladı. 1155’te vefat ettiğinde artık Anadolu Selçuklu’nun yükselme dönemi başlamıştı.

II. Kılıç Arslan Dönemi

I. Mesut vefatından bir süre önce ülkeyi üç oğlu arasında taksim etmişti. Başkent Konya ve çevresini alan ve kardeşlerinden önde olan Sultan II. Kılıç Arslan (1155-1192), gerek aile içinden ve gerekse dışarıdan muhalefetle karşılaştı. O önce ortanca kardeşi Devlet’i ortadan kaldırdı. Küçük kardeşi Şehinşah Ankara-Çankırı taraflarına kaçarak Danişmentli emiri Yağıbasan’la kendisine karşı işbirliği yapıyordu. Bizans İmparatoru I. Manuel Komnenos (1143-1180) da Musul ve Halep Atabegi Nureddin Mahmud Zengi ile II. Kılıç Arslan’a karşı 1159’da ittifak yapmıştı. Kilikya Ermeni Prensi II. Thosos da fırsattan faydalanarak Selçuklu topraklarına sızdı. Sultan, bütün bu gailelerin altından kalkma becerisini gösterdi. Bizans İmparatoru ile karşılıklı yardımlaşma ve Türkmen akınlarını durdurma esası üzerine antlaşma yaptı (1162). Böylece batı sınırından emin olarak Anadolu’da Türk birliğini gerçekleştirmek
üzere doğuya yöneldi. 1163’te Yağıbasan’ı mağlup ederek Elbistan, Darende, Kayseri ve Malatya’yı; kardeşi Şehinşah’tan da Ankara ve Çankırı’yı aldı. Nureddin Mahmud Zengi’nin işgalindeki yerleri de kurtardı. 1178’de Danişmentli Beyliği’ne son verdi.

Bizans imparatoru Manuel, Selçukluların yenden güç kazanmalarından çekiniyordu. Sınırdaki Türk birliklerinin Bizans topraklarına akın yapmaları üzerine 100 bin kişilik bir ordu ile sefere çıktı. Amacı, Türkleri Anadolu’dan çıkarmaktı. Türk birlikleri, ustaca manevralarla Bizans ordusuna sarp ve dar bir yer olan Miryakefalon (Sandıklı-Çivril arasında) boğazına getirmeyi başardılar. II. Kılıç Arslan, burada ansızın yaptığı bir baskınla düşman ordusunu bozguna uğrattı (1176). Manuel, güçlükle İstanbul’a dönebildi. Miryakefalon savaşında kazanılan zafer, Malazgirt savaşından sonra, Türkiye tarihi için önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bizanslılar, artık Türkleri Anadolu’dan çıkarmak umudunu yitirmişlerdir. Bundan sonra, ellerinde kalan yerleri savunmaya çalışmışlardır. Selçuklular, bu başarıdan yararlanarak Eskişehir ve Kütahya çevresini ele geçirdiler. Sınırlarını Denizli’ye kadar genişlettiler. Türk kuvvetleri, daha da ilerleyerek 1184’te Ege denizi kıyılarına ulaştılar. İmparator, her yıl vergi vermek zorunda kaldı.

II. Kılıç Arslan, yaşlanmış ve yorulmuştu. Yanlış bir davranışla ülkesini on bir oğlu arasında paylaştırdı. Kendisi Konya’da oturuyor, devleti veziri yönetiyordu. Fakat oğulları daha o sağ iken sultan olmak için birbirleriyle savaşa giriştiler. Bu arada babalarına karşı çıktıkları da oldu. Anadolu Selçuklu devletinin bu karışık döneminde Üçüncü Haçlı seferi başladı. Alman imparatoru Frederik Barbaros (Fredrich Barbarossa), ordusuyla Anadolu’ya girdi. II. Kılıç Arslan, Alman imparatoru ile dostluk kurarak, Haçlıların bir kötülük yapmadan Anadolu’dan Suriye’ye geçmelerini sağlamak istedi. Fakat, Türk kuvvetleri Akşehir’de Haçlılara karşı çıktılar. Alman ordusu, şiddetli bir savaştan sonra yoluna devam etti. Konya’ya girerek şehri yıkıp yaktı. Frederik Barbaros, Çukurova’da bir ırmaktan geçerken boğularak öldü. Ordusu dağıldı. II. Kılıç Arslan, oğullarının sultan olmak için çarpıştıklarını görerek seksen yaşında iken öldü (1192). Yerine I. Gıyaseddin Keyhüsrev sultan oldu.

I. Gıyaseddin Keyhüsrev Dönemi

I. Gıyaseddin Keyhüsrev, kendisini sultan tanımayan kardeşleriyle uğraştı. Bizanslılarla savaştı. Yeni yerler ele geçirdi. Fakat kardeşi Rükneddin Süleyman Şah’ın baskısı karşısında Konya’dan ayrılarak İstanbul’a gitti (1196). İmparator kendisine iyi davrandı. Bir süre orada kaldı. Fakat umduğu yardımı göremedi. Rükneddin Süleyman Şah, devletin birliğini sağlamaya çalıştı. Erzurum’u alarak Saltuklar beyliğine son verdi (1201). Gürcülerle savaştı. Cömert ve iyi kalpli bir sultandı. Ülkesinin kalkınması için uğraştı. Hükümdarlığı az sürdü. 1204’te öldü. Bu sırada Haçlılar İstanbul’u aldılar. Buradan ayrdlmak zorunda kalan I. Gıyaseddin Keyhüsrev, Konya’ya geldi ve ikinci kez sultan oldu (1205). I. Gıyaseddin Keyhüsrev, önce devleti güçlendirdi. İstanbul’da, Haçlılar bir Latin imparatorluğu, buradan kaçan Rumlar da Trabzon’da ve İznik’te imparatorluk adıyla birer küçük devlet kurmuşlardı.

Artık Selçuklular için Haçlılar ve Bizanslılar bir tehlike olmaktan çıkmıştı. Yalnız Türklerin Karadeniz ve Akdeniz kıyılarında limanları olmayışı, ticaret işlerini güçleştiriyordu. Yeni kurulan Trabzon İmparatorluğu, iskelelerini tüccar eşyasına kapamış, Karadeniz yoluyla dışarıya mal gönderilmesine engel olmuştu. I. Gıyaseddin Keyhüsrev, Trabzon imparatorunu yenilgiye uğrattı ve Karadeniz yolunu güven altına aldı. Bir yıl sonra Antalya’yı ele geçirerek güneyde bir ticaret üssü sağlamış oldu (1207). Ermenileri yenilgiye uğrattı, İçel kıyılarını ve Kilikya’da Petrus kalesini aldı. Eyyubilerin Anadolu’ya yaptıkları akınları durdurdu. İznik imparatoru Laskaris ile arası açıldı. Onunla Alaşehir yakınlarında yaptığı savaşta başarı sağladıysa da, askerlerinin yağmaya dalması yüzünden şehit düştü. Yerine oğlu İzzeddin Keykâvus sultan oldu (1211).

İzzeddin Keykavus Dönemi

İzzeddin Keykâvus, önce kardeşi Alaeddin Keykubat’ın ayaklanmasını bastırdı. İznik imparatoru Laskaris ile elverişli bir anlaşma yaptı. Babası gibi ekonomik durumu geliştirmeye önem verdi. Kıbrıs kralı ile olan anlaşmayı yeniledi. Karadeniz ticaretini güven altında bulundurmak için Sinop üzerine yürüdü. Yolda Trabzon Rum imparatorunu tutsak etti. Sinop’u ele geçirdi. Trabzon Rum imparatorluğunu egemenliği altına aldı ve vergiye bağladı. Kıbrıslıların kışkırtmasıyla ayaklanmış olan Antalya’yı yeniden ele geçirdi. Ermenileri vergiye bağladı. Eyyubiler üzerine sefer yaptı; fakat başarılı olamadı. Üzüntüsünden genç yaşta hastalanarak öldü. Yerine kardeşi Alaeddin Keykubat geçti (1220).

Alaeddin Keykubat Dönemi

Alâeddin Keykubat, Anadolu Selçuklu Devleti’nin en değerli sultanıdır. Zamanı her bakımdan başarılı geçmiştir. Anadolu’yu bir yönetim altında birleştirdiği gibi, ülkesinde uygarlığın gelişmesine de büyük önem verdi. Alâeddin Keykubat, Antalya’nın doğusunda, ticaret ve askerlik yönünden çok önemli bir yerde bulunan Kandelor kalesini aldı. Buraya Alâiye (Alanya) adını verdi. Sinop’ta hazırlattığı donanmayı kırım kıyılarına gönderdi. Rus ve Kıpçak beylerine egemenliğini kabul ettirdi. Böylece Karadeniz ticaret yolunda güvenlik sağlanmış oldu. Doğu Anadolu’da birçok önemli kale ve şehri aldı. Mengücüklerin Erzincan ve Kemah koluna son verdi (1228).

Moğolların önünden çekilen ve değerli bir komutan olan Celâleddin Harizmşah’ı Yassı Çemen savaşında yenilgiye uğrattı (1230). Bundan sonra Erzurum ve Ahlat’ı aldı. Alâeddin Keykubat, uzağı gören bir devlet adamı idi. Doğu sınırlarına kadar ilerlemiş olan Moğollarla iyi geçinmeye çalıştı. Bir yandan da savunma hazırlıkları yaptı. En yetişkin komutanlarını ve askerlerini bu bölgeye yerleştirdi. Suriye ve Mısır’daki Eyyubi devletleriyle anlaşmaya çalıştı. Kayseri’de verdiği bir ziyafette zehirlenerek öldü (1237). Zengin, mutlu ve bolluk içinde bir ülke bıraktı. Alâeddin Keykubat’tan sonra, büyük oğlu II. Giyaseddin Keyhüsrev sultan oldu.

II. Gıyaseddin Keyhüsrev Dönemi

II. Gıyaseddin Keyhüsrev, eğlenceye ve içkiye düşkün, yeteneksiz bir hükümdardı. Sadeddin Köpek adında bir beyin etkisi altında kalarak değerli komutanları ve devlet adamlarını öldürttü. Bu davranışıyla devleti güç durumda bıraktı. Baba İshak adında bir Türkmen dervişinin çıkardığı ayaklanmayı güçlükle bastırabildi. Moğollara karşı babasının olumlu politikasını da izleyemedi. Anadolu Selçuklu devleti, artık yıkılmaya başlamıştı. İşte böyle bir zamanda Baycu komutasında bir Moğol ordusu, İran üzerinden Anadolu’ya girdi ve Erzurum’u aldı.

II. Gıyaseddin Keyhüsrev, ordusunu toplayarak Moğollara karşı çıktı. Sivas’ın doğusunda, Kösedağ da Moğollarla yaptığı savaşta ağır bir yenilgiye uğradı (1243). Bütün Anadolu, Moğollara karşı savunmasız kaldı. Moğollar Erzincan, Sivas ve Kayseri’ye girdiler. II. Gıyaseddin Keyhüsrev, her yıl vergi vermeyi kabul ederek Moğollarla barış yaptı. 1246 yılında öldü. II. Gıyaseddin Keyhüsrev’den sonra küçük yaştaki üç oğlunun sultan olmak için çatışmaları, devlet ileri gelenlerinin bu anlaşmazlığa katılmaları ve Moğolların da karışmasıyla, Anadolu Selçuklu devleti, her yönden yıprandı. Gün geçtikçe Moğol baskısı arttı. Moğollar, Selçuklu ailesinden istediklerini sultan yapıyorlar, istemediklerini öldürtüyorlar veya ülkeden kaçırtıyorlardı.

Anadolu, tam bir karışıklık içindeydi. Can, mal ve namus güvenliği kalmamıştı. Karamanoğullarının, yönetimi ele geçirmek için yaptıkları girişimler bir sonuç vermedi. Anadolu halkı, bu kötü durumdan kurtulmak için çare arıyordu. Selçuklu beyleri, Mısır’da bir Türk devleti kurmuş olan Memlüklerden yardım istediler. Memlük sultanı Baybars, Suriye üzerinden Anadolu’ya girdi. Elbistan’da Moğol ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattıktan sonra Kayseri’ye geldi. Ordusu yıpranmış olduğundan hemen Mısır’a döndü. Baybars’ın Anadolu’ya gelişi, Moğol baskısını daha çok artırdı. Moğollar, Anadolu’da 200 bin kişi öldürerek öç aldılar. Bu olaydan sonra, Selçuklu sultanlarının hiç bir yetkisi kalmadı. Ülkelerinde sözleri dinlenmez oldu. Sultan II. Mesut’un 1308’de ölmesiyle Anadolu Selçuklu devleti sona ermiş oldu. Moğollar, Anadolu’yu kendi ülkelerine kattılar. Fakat her yanını yönetimleri altına alamadılar. Yalnız kısa bir süre İç Anadolu’yu ellerinde tutabildiler.

Diğer Bilgiler

Anadolu Selçuklu Devleti Kültür ve Medeniyet

Anadolu Beylikleri ve Anadolu Selçuklu Devleti